Rahman ve Rahim Olan Allah’ın adıyla,
Hamd Alemlerin Rabbi olan Allah’adır. Salat ve Selam Allah’ın emin olan elçisine, ailesine, ashabına ve Kıyamet gününe kadar onun en güzel takipçilerine olsun.
Bu çağda medya araçları her evin aile ortamına girmiş ve köklü değişim sağlayarak doruk noktasına ulaşmıştır. Bu değişimleri sağlayan en önemli kitle iletişim araçlarından biri ise her bireyin inkar edemediği TV’lerdir .Biz TV’lerin içinde şeytanların var olduğunu yakılması, gömülmesi ve balkonlardan aşağı atılmak suretiyle imha edilmesi gerektiğini zahir mana itibari ile telaffuz ederek seviyeyi düşürecek değiliz. Ancak TV’lere bir odanın vazgeçilmez dekor eşyası olarak bakıp, masumane bir tavırla da yaklaşacak değiliz. Günümüzde teknolojiyi insanların yararına sevk edip ,zararına olanı ise yasaklayan bir denetim mekanizması bulunmamaktadır. Böylelikle teknoloji, denetimsiz bir şekilde Göklerin,yerlerin ve ikisi arasında kalanların tek mutlak sahibi olan Allah’ı inkar eden nemrutların elinde kendi menfaatlerini gözeterek ilerlemektedir. Bu ilerleyiş; insanlığın yararına olmayıp firavunların kasalarını doldurmak, insanlığa boş zaman değeri biçmek,(sadece Pazar günü çalışmayacaksınız) bu boş zamanda ise eğlence dünyasına sürükleyip tüketime sevk ederek ,dünya da gerçekleşen önemli olayların ardına düşürmemek ve dünya da tek gerçek gayenin bu kısır zevk alma süreci olduğu yalanına insanlığı inandırmaktır. Teknolojiden çok insanlığı teknoloji ile denetim altına alanlar var olabilecek bir isyanın önüne geçerek kendi çarklarını döndüren sistemi oluşturmaktadırlar Amaç Firavuni kölelik sistemidir( yeni dünya düzeni). TV bu kölelik sisteminin yalnızca bir kolunu oluşturmaktadır.
Günümüzde TV’ler, Allah Subhana ve Teala’nın Yaratan Rabbinin adıyla OKU! İnsanı bir kan pıhtısından yarattı! OKU! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti” (Alak Suresi 1-5) ayetinde geçen emrini yerine getirmeyen toplulukların kütüphanelerinden boşalan yerlerini işgal eden bir dekor eşyası olarak da kullanılmaktadır. Ancak tehlike dekorunda değil mahiyetinde gizlidir.80’li yıllarda insanları kobaya çevirerek algılarında kademeli olarak denenen dizi filmler ve çeşitli programlar filizlenmiş ve bu çağda her evin tam ortasında başak vermiştir. TV’ler öncelikle aile içindeki anneyi etkiler onun hoşuna gidecek programlar yapılır. Amaç annenin aile içindeki diğer bireyleri de etkilemesi içindir. Zamanla anne çocuklarıyla TV diliyle konuşmaya başlar.çocuklar annelerine ve babalarına TV’lerdeki karakterlerin davranışlarını sergilemeye başlar.Öyle ki aile TV’lerdeki ailelere benzerliği oranında modernleştiğini ve medeniyetin bu olduğuna inanır. Özlemlerinin bu yapay mutluluk olduğuna kendilerini inandırırlar. İnanan aileler yaşamlarını TV‘lerin ellerine vererek, hayat tarzlarına müdahale etmesine izin verirler. Bu yaşam tarzı ( din) ise dünyadaki var olma amacından uzaklaştırır. Gerisi hüsrandır çünkü yapay ve kurgulanmış yaşam tarzı (din) gerçek dünya ile çatışmaktadır. Böylelikle insanlar ,insanlığa hükmetme çabasında olan zalimler tarafından bilerek ve isteyerek uygulanan aşırı vergiler,faizler,kredilerle zincirlenip özgürlüğü ellerinden çalınır. Giderlerin aksine düşük maaşlarla bir bunalıma sürüklenerek acı duyma hissini yaşatırlar. Dünyanın yaşanılmaz bir yer olduğu sendromuna tutulan özellikle gençler vediğer bireyler bu bunalımdan kendilerince kurtulmaya çalışırlar oda eğlence dünyasına dalarak bu acıyı kısmen de olsa dindirmektir.TV içeriğinde olan futbol programları,gerçek dünyadan uzaklaştıran ütopik sinema filmleri, TV dizileri ve çeşitli zaman öldüren programlar ile Allahın yasakladığı haramlarına sevk eden bir propaganda mevcuttur .Dizi ve sinema filmlerinde ve çeşitli mizahi programlarda mizah vesile edilerek maddi ve manevi değer taşıyan konular,ciddi bir tahrif edilerek içi boşaltılmıştır.
Askeri bir üs de askeri bir teknolojiyle üretilmiş olan TV’ler gerçekten gizli bir savaş silahıdır ve her gün bu silahla intihar eden zavallı insanlar vardır. İnsanlar dizi filmlerin sayısını hatırlamamakla beraber hatırındaki dünyaya gönderiliş amaçlarını da hatırlamamaktadırlar. İnsanlar, hastalıklı beyinlerin kurguladığı ve maddi menfaat güden başka bir topluluğun birer kuklası olup TV içine kapatılarak hapsedilmiştir. Gerisi hüsrandır. Anne etkilenmiş ve etkilemiştir. Aile kurumunun batışı hızlanmıştır. Bu batış ise en çok şeytan ve taraftarlarını sevindirmektedir. Çünkü güçlü bir ahlaki düzeye sahip olan aile kurumu ; güçlü,kararlı,istikrarlı, sadece Allah’a kul olmayı hedefleyen, anne ve babaya şükreden nesiller ortaya çıkarır. İnsanların ve şeytanların suntasından ruhlarını ve bedenlerini kurtararak hayatının her alanını ve zamanını Alemlerin Rabbi olan Allah’a sunarak özgürleşen bireyler çıkarır. İblis ve avaneleri ise aile kurumunu bu gizli silahları ile imha etmenin yollarını arar. iblisin ve askerlerinin aile kurumuna olan saldırısını Sahihi Müslim’de geçen bir hadis ne de güzel açıklamıştır. Hadiste, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz İblis tahtını su üzerine koyar. Sonra birliklerini gönderir. Aralarında konumu kendisine en yakın olanı en büyük fitne çıkartanlarıdır. Birileri gelir “şunu şunu yaptım” der, “hiçbir şey yapmadın” der. Sonra onlardan birisi gelir ve: “Ben onun ile karısının arasına ayrılık sokuncaya kadar yakasını bırakmadım” der. Bu sefer bunu kendisine yaklaştırır ve: “Sen ne iyisin” der.”
Görüldüğü üzere İblis’in kendine itaat eden birlikleri, askerleri var. İblis’e en yakın olanlar onun adımlarını izleyenler ve direktiflerini yerine getirenlerdir. İşte İslam üzere olmayan her yaşam biçimi ve ideolojilerin asıl fikir babası İblis’ten başkası değildir. Amerika ve Avrupa toplumlarında görülen ailesiz bireyler düzeni, Tv’lerin kontrolleriyle daha da bencil bir hale gelmişlerdir. Çünkü Tv’lerin arkasındaki güçler, İblis’le aynı fikir yapısına sahiptir. Bu güçleri kontrol eden, yönlendiren ve direktifler veren bizzat şeytanların kendileridir. Böylelikle şeytani ellerin elinde bulundurduğu iplerin ucundaki kuklalar, insanları kendi isteği doğrultusunda denetim altına almıştır. Bazı hümanist (insancıl) akımlar ve ezilenlerin sesi olma girişimlerinde bulunan insanlar ise aslında bu akımlara yönlendirilerek, düşünce akımlarının başında bulunan zalim hastalıklı beyinlerin kurbanları olmuşlardır. ‘Her insanın bir dava gereksinimi vardır’ ve bu açığı egemenler, çeşitli insan icadı ideolojilerle tolerans tanıyarak kısırlaştırmıştır. Ne yazık ki bu düşünce akımları da egemenlerin reklamı olma durumundan öteye gidememişlerdir. Çünkü tek bir yere saplantılı bir şekilde bağlanmışlar, meselenin derinine yani yaratılış gayesine inememişlerdir. Zalimler ise kölelik sisteminin ilerlemesi için hep bir düşman ortaya çıkarmanın gerekliliğini savunmuşlardır.
İnsanlık hastadır, bunalımdadır. İnsanlık Yaratanının nasihatlerine her zaman muhtaçtır. Allah Teala buyuruyor ki:
“Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındaki varlıkları eğlenmek için yaratmadık!” (Duhan 38. Ayet)
“Asr’a andolsun ki. İnsan mutlak hüsrandadır. Ancak iman edenler, iyi işler yapanlar, birbirlerine hakkı ve sabrı öğütleyenler bunun dışındadır.” (Asr 1-3. Ayetler)
Dünyanın aldatıcı ve geçici cazibesine karşı Ebu Hureyre radıyullahi anh’dan Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şunu iyi bilin dünya ve içindekiler Allah’ın rahmetinden uzaktır, değersizdir. Ancak Allah’ı anmak, O’nun sevgisini kazandıran güzel işler yapmak ve (Allah’ın dinini) öğrenen ve öğreten kişi olmak müstesnadır.” (Tİrmizi, Zühd 13)