Fatır Suresinin Hatırlattıkları

Fatır Suresinin Hatırlattıkları>

FATIR SURESİNİN HATIRLATTIKLARI

“Allah, geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; belirli bir süre içinde hareket eden Güneş ve Ayı buyruk altına almıştır. İşte bu, Rabbiniz olan Allah’tır, hükümranlık O’nundur. O’nu bırakıp taptıklarınız, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.”

            İşte Allah’ın mutlak egemenliğini, zaman ve mekân üzerindeki mutlak tasarrufunu burada da görüyoruz. Evet O Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye katar. Gece ve gündüz Allah’ın iki âyetidir.


Gecenin ve gündüzün meydana gelişine ve peş peşe işleyişine bir dikkat edin. Dikkatlice inceler ve üzerinde düşünürseniz, gecenin içine bir miktar gündüzün, gündüzün içine de bir miktar gecenin girdiğini görürsünüz. Fecir vaktinde gecenin bir kısmının gündüze girdiğini, katıldığını, akşam güneş batarken de gündüzün birazının geceye katıldığını görürsünüz. Tüm bu dönemleri yapan, yaratan Allah’tır.

 

            Belli bir süre, belli bir yörünge, belli bir program içinde hareket eden güneşi ve ayı da buyruğu altına, egemenliği altına alan, ya da onları sizin emrinize, sizin hizmetinize sunan da Allah’tır. Her ikisinin de boyunlarındaki kulluk iplerini eline alan, onları belli bir zamana kadar bir nizam ve intizama bağlayan, onlar üzerinde belli yasalar koyan, onlara belli bir ömür takdir eden Allah’tır. Onlar için belli bir zaman tayin etmiştir Rabbimiz. Anne karnındaki çocuk için de belli bir
zaman tayin etmiştir. Ancak bu süre sadece Allah’ın ilmindedir.

 

            İşte Rabbiniz olan Allah budur. İşte bu Allah sizin Rabbinizdir. İşte okuduğumuz bu âyetlerin anlattığı, Kur’an’ın tümünün anlattığı, tarih boyunca tüm peygamberlerin ortaya koyduğu Allah sizin Rabbinizdir. Rab makamında, ulûhiyet makamında, hayatınızın kanunlarını düzenleme makamında olan Rabbiniz O’dur.

 

               Rabbiniz olan Allah, mülk kendisinin olan, göklerde ve yerde ne varsa hepsinin sahibi ve Mâliki olandır. O her şeyin sahibi ve yaratıcısıdır. Varlığımızın sebebi O’dur. Hayatın kaynağı O’dur. Göklerin, yerin, gecenin, gündüzün, insanların, meyvelerin sebzelerin sahibi O’dur. Malımızı, evimizi, ailemizi, çocuklarımızı, makamımızı, paramızı, pulumuzu, aklımızı, zekamızı, bilgimizi her şeyimizi yaratan O’dur. Allah mülkün sahibidir, o halde sadece O’na kulluk edin. Madem ki her şeyinizi yaratan O’dur, madem ki her şeyinizi veren O’dur, madem ki mülk O’nundur, o halde sadece O’nu dinleyin.

 

            Zaten problem işte buradadır. Yaratıcı olarak herkes Allah’ı kabul ediyor da Rab olarak, hayata karışıcı olarak Allah’ı kabule yanaşmıyorlar. Meselâ müşrikler yaratıcı olarak, her şeyin var edicisi olarak, göklerin ve yerin yaratıcısı olarak Allah’ı kabul ediyorlardı ama Rab olarak, hayata karışıcı ve kanun koyucu olarak Allah’ı kabul etmiyorlardı. Rızık verici olarak, yaratıklarının tümünü doyurucu olarak Allah’ı biliyorlar, inanıyorlardı ama hayatı düzenleyici olarak Allah’a inanmıyorlardı.

 

            Günümüz insanları da Allah korusun aynı noktaya düştüğü için, yaratıcı olarak var olan, ama hayata karışıcı olarak sanki yok olan bir Allah inancını, yâni şirki yaygınlaştırma eğilimine girdikleri için Allah’ı hayatlarına karıştırmamadan yana bir tavır sergiliyorlar. Halbuki O’nu bırakıp taptıklarınız bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir diyor Rabbimiz.

 

Şu anda kâfirlerin, müşriklerin Rab ve İlâh makamında gördükleri, kendilerine kulluk etmeye çalıştıkları varlıklar bunu Allah yaratmamıştır, bunu biz yarattık diye bir tek zerre gösterebilirler mi? Hayatta bir tek zerreye sahip olduklarını söyleyebilirler, bir tek zerreye mülkiyet iddiasında bulunabilirler mi? Bir hurma çekirdeğinin ipliği kadar bir şeye sahip olduklarını söyleyebilirler mi bu reklamını yaptıklarınız? Bırakın o hurma çekirdeğini yaratmayı, insanlar onu, o ince zarı incitmeden, yırtmadan soyabilme imkânına bile sahip değillerdir. Nerde kaldı ona mâlikiyet iddiasında
bulunmaları!

 

Halbuki bu sahte tanrılar, bu tanrı taslakları insanları Allah’ın âyetlerinden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Allah’ın
âyetlerini düşündürmemeye çalışıyorlar. Geceyi gündüzü, ayı güneşi, denizleri ve denizlerde Allah’ın yarattığı nîmetleri düşündürmemeye, insanları mekânik bir hayatın içine hapsetmeye çalışıyorlar. Rabbimizin bu âyetlerini görmemeye,
duymamaya, duyurmamaya çalışıyorlar.

Bunun yanında bir hurmanın zarına malik olmaya güçleri yetmeyen insanların Allah’a ortaklar koşulması, Allah gibi sevilmesi, Allah’tan ister gibi istenmesi ise ayrı bir sorundur. Bakın bu durumu resmeden ayette Allah Teala nasıl buyurmaktadır;

 

 “Onları çağırırsanız, çağrınızı işitmezler; işitmiş olsalar bile size cevap veremezler; ama kıyâmet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler. Her şeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber veremez.”

 

            O Allah berisinde tapındıklarınızı, Allah berisinde kendilerinde güç kuvvet görüp sığındıklarınızı çağırsanız,
sizin çağrınızı işitmezler, işitemezler. İşitseler bile size icabet edemezler.

 

            Bu insanlar Allah’ı bırakıp da kendilerine cevap veremeyecek, dualarına ve çağrılarına icabet edemeyecek aciz
varlıklara kulluk yapmaktadırlar. Yeryüzünde hiçbir şey yaratmaya ve yapmaya güç yetiremeyen, hiçbir şeye mâlik olmayan, kendi varlıkları konusunda bile Allah’a muhtaç olan, yoku var etmeye, varı yok etmeye, fayda sağlamaya ve
zararı def etmeye kâdir olmayan bir kısım âciz varlıklara kulluk eden, onlara dua eden, onları yardıma çağıran kimselerden daha akılsız ve daha zalim kim vardır!? Allah’ı bırakıp da böyle dualarını bile duyamayacak, kendilerine asla icabet edemeyecek, kendilerinin imdadına yetişemeyecek varlıklara dua eden kimselerden daha şaşkın, daha sapık kim vardır?

 

Çünkü onlar onların dualarından, çığırtkanlıklarından gafildirler. Onlar ne hakkıyla işitebilirler, ne de icabet edebilirler. Çünkü her şeyi hakkıyla işiten ve bilen sadece Allah’tır.

 

            Peki, ne demektir hakkıyla işitmek? Hakkıyla işitmek, işittiğine icabet edebilmek demektir. Hakkıyla işitmek, işittiğinin derdine derman olabilmek, onun imdadına yetişmek demektir. Allah işittiklerini icabet etmek üzere işitir. Çağıranın elinden tutup onun derdine derman olmak üzere işitir. Başka şeyler de işitir, başkaları da işitir ama hiç birisi icabet edemez. Allah’tan başka hiç kimse işittiklerinin imdadına yetişemez. Hadi çağırın bakalım imdadınıza yetişen birilerini bulabilecek misiniz?

 

            Bu akılsız, bu zalim insanların Allah’ı bırakıp da kendilerine dua edip yardım bekledikleri varlıkların hiç birisi onları ne işitebilecek, ne de onların imdadına yetişebileceklerdir. Kapılarını dövdükleri bu aciz varlıkların onlara hidâyet sunmaları da, onlara yol göstermeleri de, onlara reçeteler sunup problemlerini çözmeleri de mümkün değildir. Onları Hakka ulaştırmaları mümkün değildir. İstedikleri kadar bu zalimler onların önünde eğilip onlardan yardım beklesinler, istedikleri kadar onları Rab bilip onlardan hayat programı istesinler, “aman bizi kurtarın! Aman bize güzel yasalar yapıp bizi sahil-i selâmete çıkarın!” diyerek istedikleri kadar onlara yalvarıp yakarsınlar, onların bunlara bir fayda sağlamaları mümkün olmayacaktır. Çünkü isteyenler de za-yıf, isteneler de âcizdir. Onların Hakka ulaşmaları asla mümkün olmayacaktır.

 

Öyle değil mi? Hani şu ana kadar kendilerine tapınılan bu âciz insanlardan hangisinin insanlığa sunduğu sistem, hangisinin insanlığa sunduğu reçete insanları huzur ve sükûna kavuşturabilmiştir? Dünya açısından bu böyle olduğu gibi, âhiret açısından da böyledir. Dünyada bir fayda sağlayamadıkları gibi, âhirette de insanları Allah’ın azabından kurtaramayacaklardır bu varlıklar. İşte görüyoruz bu âcizlerin elinde dünyamızın nasıl kan gölüne döndüğünü!

 

            Allah diyor ki, bu kendilerine tapınılan, kendilerine dua edilen, kendilerinin arzuları yerine getirilen varlıklar kıyâmet günü sizin ortak koşmanızı inkâr ederler, inkâr edecekler, reddedecekler. Evet kıyâmet günü Allah berisinde bu tapındığınız varlıklar, sizin kendilerine yaptığınız tazimlerinizi, kendilerine yaptığınız dualarınızı, kendilerini Allah’a ortak koşmalarınızı tanımayacaklar. Diyecekler ki, “vallahi ya Rabbi, sen şâhitsin ki biz bunları kendimize kulluğa çağırmadık. Allah’ı bırakın da bize kulluk edin, bize dua edin, bize sığının, bizim arzularımızı yerine getirin, bizi dinleyin, bizim dediklerimizden çıkmayın demedik. Vallahi ya Rabbi, bizim bu zalimlerin yaptıklarından haberimiz yoktu. Nitekim onların duaları, kullukları bize ulaşmamıştır,” diyecekler.

            Her şeyden haberdar olan Allah gibi, sana kimse haber veremez, seni kimse haberdar edemez. Her şeyi bilen, bilgi kendisinden olan Allah gibi hiçbir kimse seni ayıktıramaz, sana gözünü, görüşünü açtıramaz, sana yol gösteremez, seni hidâyete ulaştıramaz, aklını başına getiremez. Hiç kimse, hiçbir şey seni doğru yola ulaştıracak haberler veremez. Her şeyden haberdar olan Allah’ın verdiği haberleri sana kim verebilecek? Yarının bilgisini kim verebilecek? Yarın Allah mahkemesinde Allah berisinde kulluk edilen bu âciz varlıkların kendilerine yapılan şirkleri reddedeceklerini, tanımayacaklarını kim haber verebilir? Her şeyi bilen sadece Allah’tır.

 

 

Yorumlar kapatıldı.

İman Ve Hayat | Tüm hakları saklıdır.