İMAM BUHARİ

İMAM BUHARİ

EDEP, İLİM VE İFFET AYNASINDA BİR PORTRE: İMAM BUHARİ

        Giriş

        Büyük insanların kaderi gibidir eleştirilmek, kınanmak ve ayıplanmak. İnsanlığın rehberleri peygamberlerden biliyoruz bunu. Ortaya koyduğunuz maddi-manevi eserin etkisi ve büyüklüğüne göre değişmektedir bu eleştiri, ayıplama, tahkir ve tezyiflerin boyutu. Hele de muhatabın zülf-i yârına dokunmuşsanız canınıza bile kastedenler olabilmektedir.
“Hatırla ki, kâfirler seni tutup
bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak
kuruyorlardı.”
(Enfal; 30)

        Allah celle celâluh’un ilahi
buyruklarını insanlara ulaştırmak ve insanlara bu konuda en güzel örneği
sergilemekle mükellef olan peygamberler dahi bu durumdan kurtulamamışsa,
onların dışındaki insanlar muhakkak eleştirilecek, ayıplanacak ve kınanacaktır.
Kaldı ki, peygamberler ismet sıfatına da sahiptirler.

        Allah celle celâluh’un insanlığa
gönderdiği son nebisi de, hayatında müşriklerin çeşitli söz ve lakırtılarına
muhatap olmuş, vefat ettikten sonra da çeşitli gerekçelerle kendisini hedef
alanlar olagelmiş ve meseleyi beyan sadedinde eserler de kaleme alınmıştır.[1]
Aynı şekilde dinin bize ulaşmasında kilit rol oynayan sahabiler çeşitli grup ve
şahıslarca tenkit edilmiş ve eleştirilmişler, yine alimlerimiz bu eleştirilere
cevap veren müstakil eserleri İslam kütüphanesine kazandırmışlardır.[2]

        Ortaya koydukları eserler ve düşünceler
sebebiyle bazı alimler de bu tenkit ve eleştirilerden nasiplerini almışlardır.
Kimi zaman İslam’ın kalesinde gedik açmak için İslam’ı öğrenen şarkiyatçıların
diliyle, kimi zaman da alıcıları bu şarkiyatçılardan gelecek bilgilere
odaklanmış bilim adamlarınca dillendirilen bu eleştiriler, üslup, ifade ve
delil açısından samimiyet hissi veremediğinden doğal olarakta makes
bulamamıştır. Söz gelimi, İmam Şafii eleştirilen alimlerden biridir ve nevzuhur
bilim adamlarınca İslam Ümmetindeki Sünnet
algısının yegane değiştiricisidir. Her nasıl olmuşsa bir buçuk – iki
asırdır devam eden sünnet anlayışını bir anda o değiştirmiştir ve hiç kimse
kendisine bir şey dememiştir. İslam ümmetinin içinde bulunduğu durumun
sebeplerinden biri de bu sünnet anlayışıdır bu zihniyete göre.

        Yanlışın düzeltilmesi ve bozuk olanın
ıslahı için bir şeyler söylenmesiyle, “tenkit
kültürü”, “eleştirel yaklaşım”
vs. söylemler adı altında “ben de varım”ın ispatını yapmaya
çalışmak elbette farklı şeylerdir. Şarkiyatçıların isimlerini, avurtlarını ve
koltuklarını kabartarak teleffuz eden, iftiharla isimlerinin önüne yaldızlı
laflar düzen ama aynı zamanda ümmete mâl olmuş alimleri iğnelemekten çekinmeyen
bir zihniyetten beklenmesi gerekenin ne olduğunu akıl sahiplerinin takdirine
bırakıyoruz.      


Burada alimlerin masumluğundan bahsediyor değiliz, muhakkak onlar da yanılabilirler.
Mesele, bu hatalar karşısında ‘mal bulmuş Mağribi’ gibi sevinip hatayı bayraklaştırmak, yapılan bir yanlıştan dolayı
bütün iyiliklere kalem çekmek mi, yoksa İslam’ın edep ve ahlak kuralları
içerisinde değerlendirme yapmak mı ? meselesidir.


Ortaya koyduğu eser, en detaylı ve ince tekniklerle meydana getirildiği –tabi
ki kendisinin de bir beşer olduğunu göz önünde bulundurarak- ve bu sebeple
kimilerinin gözünü kamaştırdığı için  eleştiri
ve tenkide uğrayan alimlerimizden biri de İmam Buhâri’dir. Gerek fert bazında
gerekse grup bazında tenkitlerin yöneltildiği bu büyük alimin yaşantısı, ortaya
koyduğu eserler ve İslam ümmetinin gösterdiği hüsn-ü teveccüh bu eleştiri ve
tenkitlere en güzel cevap olsa gerek. Nice meşakkatlere katlanarak bir araya
getirdiği Câmiu’s-Sahih’e gösterilen
ihtimam ve bu konuda alimlerin yaptığı çalışmalar, söylemiş olduğumuz şeyi
teyid eden önemli delillerdendir zaten. O sebeple bilinmeli ki, bu makalenin
amacı, Buhâri müdafası yapmak değildir. İmam Buhâri’nin tanıtılmasının hedeflendiği
şu birkaç sayfadan bunu beklemek doğru da olmasa gerek. Lakin, bu kadar zaman
geçmesine rağmen hayatı ve eserleri ayan beyan ortada olan bir alimin göstermiş
olduğu onca çaba ve gayretin, din-i mübin-i İslam’ın sıhhatli bir şekilde
sonraki nesillere ulaştırılması için feda edilen bir ömrün, bu uğurda katlanılan
meşekkatli yolculukların ve daha nice fedakârlıkların, onun kitabında
kullandığı bâb başlıklarını anlayabilecek kadar bile kapasitesi olmayan sözüm
ona bilim adamlarınca bir hiç gibi değerlendirilmesi karşısında, sözün muvafık
düştüğü yerde de susmak takdir edilir ki doğru olmasa gerek.

        Son olarak bir daha belirtelim ki biz,
alimlerin masumiyetinden konuşuyor değiliz zaten ne İmam Buhâri ne de bir başka
alim için böyle bir şeyi şimdiye kadar da hiç kimse iddia etmiş değildir. Lakin
alimlerin hataları karşısında art niyetle yapılacak her türlü faaliyet, kendisi
de eleştirilen bir alim olan İmam Şafii’nin şu benzetmesinde karşılığını
bulacaktır. “Bazı çomarların içine girmesi Fırat Nehri’ne zarar verecek değildir.”[3]

        İmam
Buhari-1
[4]

        Adı, Nesebi ve İlim Tahsiline Başlangıcı: Muhammed
b. İsmail b. İbrahim el-Cu’fî el-Buhârî. Künyesi Ebu Abdullah olup 13 Şevval
194 yılında Buhara’da dünyaya gelmiştir. Dedesi Muğire, Yemân el-Cu’fî
vesilesiyle müslüman olmuş, babası İsmail, Abdullah b. Mübarek ve İmam Malik
gibi devrin önde gelen alimlerinden ders dinlemiş biri olup Buhâri küçük
yaşlardayken vefat etmiştir. İmam Buhâri’nin biyografisinin mevzu bahis
edildiği eserlerde duası makbul, saliha bir kadın olduğu anlaşılan annesinin yanında
yetim olarak büyüyen Buhâri, 210 yılında annesi ve kardeşi Ahmed ile beraber
hacca gitmiş, ilim talep etmek maksadıyla Mekke’de kalmıştır. Annesiyle beraber
Buhara’ya dönen kardeşi Ahmed kısa bir süre sonra vefat etmiştir. İsmail
el-Aclûni, Buhâri’nin annesinin ismine rastlamadığını belirtmektedir. Ahmed
isminde bir oğlu olduğu söylenmekte ise de el-Aclûni, “Gözüken o ki, Buhâri
evlenmemiştir. Bu konu hakkında olumlu ya da olumsuz bir şey söyleyen görmedim”
demektedir.    

        10 yaşlarında hadis ezberinin kendisine
sevdirildiğini belirten Buhâri, 11 yaşında hocası Dâhilî’nin hadis aktarırken
yapmış olduğu hatayı tashih ederek daha küçük yaşlarda hayret uyandırmış, 16
yaşında Abdullah b. Mübarek ve Veki’ İbnü’l-Cerrâh’ın bütün kitaplarını ezberlemiş,
kendi ifadesi ile “Ashab-ı Rey’in
görüşleri”
ni öğrenmiştir.

        İlim
Uğruna Dolaştığı Beldeler ve Hocaları:
İmanın dil ile ikrar ve azalarla
amelden müteşekkil olduğunu, artıp eksildiğini belirtirken Buhâri, kendisinden
hadis yazdığı hocaların sayısının 1080 olduğunu söylemektedir. İbn Nâsiruddin İthâfü’s-sâmi’ adlı eserinde şöyle der:
“Ebu Ahmed b. Adiyy’in belirttiğine göre, Buhâri’nin kendisinden hadis işitip Câmiu’s-Sahih’inde rivayette bulunduğu
hocalarının sayısı 289’a ulaşmaktadır.”

        İlim için, Mekke, Medine, Şam, Buhara,
Merv, Belh, Herat, Rey, Bağdat, Vâsıt, Basra, Kûfe, Mısır ve Cezire gibi
zamanının meşhur ilim merkezlerine seyahatlar yapan Buhâri, bu beldelerde
meşhur birçok hocadan ders almıştır. Şam, Mısır ve Cezire’ye iki defa, Basra’ya
dört defa gittiğini belirten Buhâri, “Altı sene Hicaz’da kaldım, Kûfe ve
Bağdat’a muhaddislerle beraber kaç defa gittim sayısını bilemiyorum”
demektedir.

         Mekke’de, Ebu’l-Velid Ahmed b. Muhammed
el-Ezraki, Abdullah b. Yezid el-Makarri, İsmail b. Salim es-Sâiğ ve Ebu Bekir
el-Humeydi; Medine’de, İbrahim b.
Münzir el-Hizâmi, Mutarrif b. Abdullah, İbrahim b. Hamza, Abdülaziz b. Abdullah
el-Üveysi; Şam’da, Muhammed b. Yusuf
el-Firyâbi, Ebu Nasr İshak b. İbrahim, Adem b. İyâs, Ebu’l-Yemân Hakem b.
Nâfi’, Hayve b. Şureyh; Buhara’da, Muhammed
b. Selam el-Beykendi, Abdullah b. Muhammed el-Mesnedi, Muhammed b. Aziz, Harun
b. Eş’as; Merv’de, Ali b. Hasan b.
Şakîk, Abdân, Muhammed b. Mukatil, Muaz b. Esed, Sadaka b. Fadl; Belh’te, Mekki b. İbrahim, Yahya b.
Bişr ez-Zahid, Muhammed b. Ebân, Hasan b. Şüca’, Yahya b. Musa, Kuteybe; Herat’ta, Ahmed b. Ebu’l-Velid, İshak
b. Râhâveyh, Muhammed b. Rafi’, Muhammed b. Yahya ez-Zühli; Rey’de, İbrahim b. Musa el-Hafız; Bağdat’ta, Ahmed b. Hanbel, Muhammed b.
İsa et-Tabba’, Muhammed b. Sabik, Süreyc b. Numan; Vâsıt’ta, Hasan b. Hasan, Hasan b. Abdullah, Said b. Süleyman, Amr
b. Avf; Basra’da, Ebu Asım en-Nebil,
Safvan b. İsa, Bedel İbnü’l-Muhabber, Harami b. Amâra, Affan b. Müslim,
Muhammed b. Ar’ara, Süleyman b. Harb, Amr b. Asım, Ebu’l-Velid et-Tayâlisi,
Ârim, Muhammed b. Sinan, Muhammed b. Abdullah el-Ensâri, Abdurrahman b.
Muhammed; Kûfe’de, Abdullah b. Musa,
Ebu Nuaym Fadl b. Dükeyn, Ahmed b. Yakub, İsmail b. Ebân, Hasan b. Rabi’, Halid
b. Mahled, Sa’d b. Hafs, Talk b. Ğanem, Hasan b. Atıyye, Amr b. Hafs, Ferve,
Kabisa b. Ukbe, Ebu Ğassân; Mısır’da, Osman
b. Salih, Said b. Ebu Meryem, Abdullah b. Salih, Ahmed b. Salih, Ahmed b.
Şebib, Asbağ b. Ferec, Said b. İsa, Said b. Kesir, Yahya b. Abdullah, Amr b.
Rabi’; Cezire’de, Ahmed b.
Abdülmelik, Ahmed b. Yezid, Amr b. Halid ve İsmail b. Abdullah er-Rakki, İmam Buhâri’nin
kendisinden hadis tahsil ettiği hocalardan bazılarıdır.

        Hocası Ali İbnü’l-Medini’nin Buhâri
için ayrı bir önemi vardır. Şöyle der Buhâri, bu büyük hocası için: “Kendimi
yalnızca onun yanında küçük hissediyorum.”

        Talebeleri:
Öğrenci yönünden de nasipli olan Buhâri, devrinin önde gelen birçok alimine
hocalık yapmıştır. Hatta Câmiu’s-Sahih’in
ravisi Firebri’den nakledildiğine göre sadece Câmiu’s-Sahih’i dinleyen öğrencilerinin sayısı doksan bin kadardır.
İmam Müslim b. Haccac, Ebu İsa et-Tirmizi, Ebu Abdurrahman en-Nesâi, Ebu Hatim
er-Râzi, Ebu Züra’ er-Râzi, İbn Ebu Davud, İbrahim b. İshak el-Harbi, Salih b.
Muhammed, Ebu Bekir İbn Huzeyme, Yahya b. Muhammed, Muhammed b. Abdullah,
Hüseyin b. İsmail el-Mehâmili, İbrahim b. Ma’kil en-Nesef ve bunların dışında
birçok alim Buhâri’ye talebelik yapmıştır.

        Zekası
ve Hafızası Hakkında:
Küçük yaşlarda yetmiş bin hadis ezbere bildiği
nakledilen Buhâri hakkında İmam Ahmed şöyle der: “Horasan, Muhammed b. İsmail
gibisini çıkarmamıştır.”

        İbn Hacer’in kendi senediyle İbn
Adiyy’den naklettiğine göre; Muhammed b. İsmail el-Buhâri’nin Bağdat’a
geleceğini duyan muhaddisler bir araya gelip onun hafızasını imtihan etmek
isterler. 100 hadisin sened ve metinlerini değiştirerek bunu on kişiye
verirler.
Onlara Buhâri toplantı yerine gelince bu hadisleri sırayla
sor­malarını söylerler. Bu on kişi tespit edilen hadisleri muhaddislerin
huzurunda okuyarak bunların mahiyeti hakkında bilgi isterler. Buhâri onlara bu
hadisle­rin hiçbirini okunduğu şekliyle bilmedi­ğini belirttikten sonra, ilk
soruyu yönel­ten kimseden başlayarak, sordukları ha­dislerin sened ve
metinlerinin doğrusu­nu her birine ayrı ayrı söyler. Buhâri hakkında tereddüdü
olanlar onun nasıl bir hafıza gücüne ve ne kadar geniş bir hadis bilgisine
sahip olduğunu gördü­ler ve onun üstünlüğünü ikrar ettiler.

        Ebu’l-Ezher der ki: “Semerkant’ta
bulunan 400 muhaddis, İmam Buhâri’yi denemek için bir araya geldiler. Şam’lıların
senedlerini Irak’lıların senedlerine, Irak’lıların senedlerini Şam’lıların
senedlerine karıştırdılar. Harem’in senedini Yemen’in senedine, Yemen’in
senedini Harem’in senedine kattılar da yine de onu yanıltamadılar.”

        Buhâri’nin kâtibi Muhammed b. Ebu Hatim
el-Varrâk’ın naklettiğine göre, bir gece uyumayıp kitaplarında kaydettiği
hadisleri sayan Buhâri, senedleri muttasıl iki yüz bin hadisi eserlerinde
rivayet ettiğini belirtmiştir.

        Diğer İlimlerde Buhâri: Hadisçiliğinin
yanında fıkıh, akaid, tefsir, tarih ve neseb gibi daha birçok ilimde vukufiyeti
olan Buhâri, Câmiu’s-Sahih’in ilgili
yerlerinde bu ilme dair görüşlerini özet bir şekilde ifade etmiştir. Câmiu’s-Sahih’de kullandığı bâb
başlıklarındaki titizliği, “Buhâri’nin fıkhı, bâb başlıklarındadır”
sözünü söyletecek kadar ön plana çıkmıştır.[5]
Yazmış olduğu müstakil kitaplardan bazıları ve Câmiu’s-Sahih’in ilgili bölümleri, onun akaide dair görüşlerini
yansıtan en belirgin kaynaklardır. Buhâri’nin tarih bilgisine ise, bu konuda
kaleme aldığı eserler en adil şahittir.

        Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimi şöyle
der: “Haremeyn’in, Hicaz, Şam ve Irak’ın alimlerini gördüm de Muhammed b.
İsmail’den daha şümullu/bütün ilimlere vakıf birini görmedim. O, bizim en
bilginimiz, en fakihimiz ve ilim talebinde en gayretli olanımızdır.”                    

        



[1]
İbn Teymiyye’ye ait olan es-Sârimü’l-meslûl
alâ Şâtimi’r-Rasûl
isimli eser bunlardan biridir.

[2]
Mahmud Şükri el-Âlûsi’nin Sabbü’l-azâb
‘alâ men Sebbe’l-ashâb
isimli eseri bunlardan biridir.

[3]
Bkz. dîvânü’ş-Şafiî, S. 417. (2005,
Beyrut)

[4]
İmam Buhâri’nin biyografisinin anlatılacağı bu bölümdeki bilgiler, İbn Hacer’in
Hedyü’s-sâri isimli eserinin 669-683.
sayfaları temel olmak üzere, İsmail b. Muhammed el-Aclûnî’nin el-Fevâidü’d-derari fi tercemeti’l-Buhâri
isimli eseri ve Diyanet İslam
Ansiklopedisi’
nin Buhari maddesinden derlenmiştir. Başka kaynaklardan
istifade edilmiş ise bu da dipnotlarda belirtilmiştir.

[5]
Buhâri’nin kullandığı bâb başlıkları ile ilgili müstakil çalışmalar dahi
mevcuttur. Kandehlevi’nin el-Ebvâb
ve’t-terâcim’
i bunlardan bir tanesidir.

 

Yorumlar kapatıldı.

İman Ve Hayat | Tüm hakları saklıdır.