> RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA
Sosyal medya kavramı, son on yılda daha hızlı yayılan temelde bireylerin olanaklarını daha çok haberleşme ve iletişim için kullanmaları eylemini ifade etmektedir.Sosyal medya küreselleşmenin sebebiyet verdiği alternatif medya veya günümüz medyasına karşı olan bireylerin kendi haberlerini yazıp ürettiği bir ifade biçimi olarak ortaya çıkmıştır.Sosyal medyada bulunan uygulamalar bir ilaç gibi insan ihtiyacına göre tasarlanmaktadır.Ancak unutulan yada görmezden gelinen bir hususiyet söz konusudur ki o da her ilacın bir yan etkisi olduğu durumudur.
Bilim ve teknoloji;yerlerin ve göklerin gerçek sahibi ve yaratıcısı olan Allah’ı inkar ederek yol almaktadır.Böylelikle islam gibi insanları iyi ve doğru olana sevk eden kötü ve zararlı olanı ise men eden bir denetleme mekanizmasından yoksundur. Şayet teknolojiyi islâmi bir mekanizma denetlemez ise hastalıklı, ihtiraslı beyinlerin kendi ceplerine ve karanlık kalplerine göre denetlemesi söz konusudur. Sosyal medya, bir çok alanda toplumdaki bireylerin çağın getirdiği yenilikleri keşfetmesini isterken aynı zamanda tembelliğin,ahlaki yoksulluğun,amaçsız bir yaşam tarzının ileri derecede kapısını açmış bulunmaktadır. Sosyal medyanın yan etkisi olarak insanlarımız bu tür durumlardan nasibini almıştır. Bu ahlaki çöküntüler silsilesi hayat alanımızın her köşesinde yerine göre tam ortasında yayılma imkanı bulmuştur.Karanlık güçlerin hayalleri ,kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleşerek ilerlerken ;kötülükler,zulümler ,haramlar karşısında ses çıkaran toplumu sessizliğe yöneltmek, isyan eden bir toplumu ise kıyamda değil,kıyıda yüzen bir toplum haline dönüştürme istekleri ne yazık ki sanaldan öteye geçmiştir.
Sosyal medya ,her geçen gün insan kitlelerini kalabalıklar içerisinde yalnızlığa sürüklemektedir.Sosyal medyanın, kalabalık sosyalleşme söylemi, şayet toplumsal eylem söz konusu değilse sanal bir hayalden ibarettir .Toplumsal Eylem, kişinin toplumsallaşmasıyla var olur ancak toplumsallaşma bireyin hayal dünyasının genişliği ile değil, gözünün alabildiği genişlik oranında, canlı gözlere selamla gülümsemekten geçer.İnsanın gün içindeki eylemleri ‘beğendi’ butonuna kurban verilmemelidir.İnsan, teselliyi fotoğraflara yorum yapmaktan öte görmeli ,kardeşinin akan gözyaşlarına elini ortak etmelidir.Sosyalleşen insandan beklenen sevinçli yada hüzünlü haberlerin ardından donuk bir ekranda edebi sözler dökmesi değil,bizzat sahaya inmesi veya kürsüye çıkmasıdır.Sosyalleşen insan, hasta ziyaretlerinin bir tweetten fazlası olduğunu bilmeli ve öğretmelidir.Sosyal İnsan ,sapkın bir filozofun(aristo) deyimiyle toplumsal bir hayvan değil,hayvanlarında içinde bulunduğu bir toplumun insan kısmını oluşturmaktadır.
Küfür sistemlerinin elebaşları, sesli olan bireyleri sessizleştirmek,eylem içinde bulunan sesli bireyleri ise tek sese düşürmek düşüncesini gütmektedir.Bu düşünce ise sosyal medyanın tabanında gençler aracılığıyla kendine bir yer bulmuştur.Tv nin etkisiyle ahlakı camilerde bırakan bir kamuoyu temeli atılmış sosyal medya ile de zirveye çıkmıştır.Gençlerin nasıl düşüneceğine ve nasıl yaşayacağına karar veren kuklacı güdümlü bir sanal toplum oluşmuştur.insanlarımız ,sosyal medyada sosyalleşme yalanıyla avunurlarken şehirlerimiz,mahallelerimiz sokaklarımız, neslimizi ileriye taşıyacak imanlı,kararlı,istikrarlı gençlerden yoksun olmasına,kötülerle kötülüklerin yayılmasına fırsat vermiştir.Ayrıca huzur evlerine kayıtlar çoğalmış, genç kızlar annelerin otoritesine baş kaldırmış,anneler oğullarını uyuşturucu maddelerle evlendirerek mürüvetlerine tanık olmuş,alkollü eğlenceler deryası çoğalmış,aşk adı altında zina bağımlılığı tavan yapmıştır.Bunlara göz yuman kalabalıklara göre sosyalleşme evinin içinde bulunan bir bilgisayar köşesinden ibarettir. Aslında olan ise ölüler ağacının birer meyvesi konumundadırlar.
Allah Subhana ve Teala Buyuruyor:
İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır. (ALİ İMRAN 104.AYET)
Peygamber efendimiz s.a.v. buyuruyor:
Allah’ın çizdiği sınırları aşmayarak orada duranlarla bu sınırları aşıp ihlâl edenler, bir gemiye binmek üzere kur’a çeken topluluğa benzerler. Onlardan bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşmişlerdi. Alt kattakiler su almak istediklerinde üst kattakilerin yanından geçiyorlardı. Alt katta oturanlar.Hissemize düşen yerden bir delik açsak, üst katımızda oturanlara eziyet vermemiş oluruz, dediler.Şayet üstte oturanlar, bu isteklerini yerine getirmek için alttakileri serbest bırakırlarsa, hepsi birlikte batar helâk olurlar. Eğer bunu önlerlerse, hem kendileri kurtulur, hem de onları kurtarmış olurlar.”(kaynak:Buhari-şirket.6)