Birinci Alâmet
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘i Görmeyi, Onun Sohbetinde Bulunmayı Çok Arzulamak Ve Bunlardan Mahrum Kalmayı Dünyada Her Ne Olursa Olsun Herhangi Bir Şeyi Kaybetmekten Daha Ağır Bilmek
Bilindiği gibi kişinin temenni edip, sevebileceği en ileri şey, sevdiği kimseyi görmek ve onun sohbetinde bulunmak saadetine erişmektir. Rasûl-i Ekrem
Muhammed Mustafa’yı (Allah’ın salât ve selâmları ona) seven bir kimse, hiç şüphesiz onu görmek için iştiyak duyar, onun sohbetinde bulunmayı arzu eder. Dünya ve âhirette onunla birlikte olmayı çok ister. Böyle bir mutluluğa erişmeyi büyük bir şevk ve ihtimam ile bekler. Eğer böyle bir mutluluk ile bütün dünya nimetleri arasında tercih yapması istenecek olsa, bu mutluluğa başka hiçbir şeyi tercih etmez. Onun onurlu yüzüne bakmakla şerefleneceği vakit sevinir, onun sohbetinde bulunmak saadeti ile sürur duyar. Onu görmekten ve arkadaşlığından mahrum edilmek korkusu onu üzer, ondan ayrılık onu ağlatır.
Aşağıda, dediğimiz hususların açıkça görüleceği şekilde, Allah Rasûlünü samimi olarak sevenlerin gözkamaştırıcı bazı tutumlarını kaydedeceğiz:
1. Ebu Bekir Es-Sıddîk’in Allah Rasûlü İle Hicrette Arkadaşlık Yapacağını Öğrenince Sevincinden Ağlaması
İmam Buhârî’nin rivayetine göre Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in eşi Âişe Radıyallahu anha dedi ki: Bir gün biz Ebu Bekir Radıyallahu anh‘ın odasında öğle sıcağının başladığı bir sırada oturmakta iken birisi Ebu Bekir’e: İşte Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem başını sarmalamış olarak geliyor, dedi. O saat Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘in bize geldiği bir vakit değildi.
Bunun üzerine Ebu Bekir dedi ki: Anam, babam ona feda olsun! Allah’a yemin ederim, bu saatte mutlaka önemli bir iş için gelmiş olmalıdır.
(Âişe Radıyallahu anha devamla) dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem geldi, izin istedi, Ebu Bekir ona izin verdi, o da içeri girdi. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem, Ebu Bekir’e: “Yanında kim varsa dışarı çıkar” diye buyurdu. Ebu Bekir: Yanımda olanlar -babam sana feda olsun- senin aile halkındır, ey Allah’ın Rasûlü, dedi.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem: “Hicret için bana izin verildi” diye buyurdu. Bunun üzerine Ebu Bekir sordu: Babam sana feda olsun! Ben de seninle birlikte olacak mıyım? Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Evet dedi.
Ebu Bekir es-Sıddîk bu yolculuğu kuşatacak korku ve tehlikeleri bilmeyen birisi değildi. Fakat bu durum onun sevgili dostu Rasûl-i Ekrem ile birlikte arkadaşlık arzusunu etkilemedi ya da azaltmadı. Allah Rasûlü kendisine isteğinin olumlu karşılandığını bildirince, böyle bir mutluluğa nâil olmanın sevinciyle ağlamaya başladı.
Hafız İbn Hacer dedi ki: “İbn İshak rivayetinde şunu da ilave etmektedir: Âişe Radıyallahu anhâ dedi ki: Ebu Bekir’in ağladığını gördüm. Ben ise kimsenin sevinçten ağlayacağını o zamana kadar bilmiyordum.”
2. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘in Yanlarına Gelişi Dolayısıyla Ensarın Sevinci
Ensar-ı Kiram, sevgili Rasûl-i Ekrem’in yurtlarına hicret ettiğini işittiler. Bu sebeple onu karşılama şevkini duydular. Sünnet ve sîret kitapları, onların Allah Rasûlünü karşılama şevklerini ve kendilerinin yanına varmaktan dolayı duydukları sevinci tasvir eden ifadeleri bize kadar saklamış bulunuyor. Mesela, İmam Buhârî bize Urve b. ez-Zübeyr Radıyallahu anh‘dan onların Rasûl-i Ekrem’i el-Harre denilen yerde nasıl beklediklerini rivayet etmektedir. Onun rivayetinde şu ifadeler yer alır:
“Medine’de müslümanlar Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘in Mekke’den çıktığını işittiler. O bakımdan her sabah Harre denilen yere çıkıyorlar ve öğle sıcağı onları geri dönmek zorunda bırakıncaya kadar onu bekliyorlardı. Bir gün uzunca bekleştikten sonra geri döndüler. Evlerine vardıklarında yahudilerden bir adam, yahudi kalelerinden birisi üzerinde bir hususa bakmak üzere çıkmıştı. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘i ve ashabını beyaz elbiseleriyle -ve bazen serabın onların görülmesini engelleyerek- gelmekte olduklarını gördü. Yahudi sesi çıkabildiği kadar bağırmaktan kendisini alıkoyamadı: Ey araplar topluluğu! İşte sizin beklediğiniz, şan ve şerefiniz(e sebep) geliyor.
Müslümanlar hemen silahlarına koşuştular. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘i Harre’nin sırtlarında karşıladılar. Onlarla sağ tarafa doğru yöneldi ve nihayet onlarla Amr b. Avf oğulları diyarında konakladı.”
Allahuekber! O sevgili Rasûlü karşılamaya ne kadar da şevkli, istekli idiler! Her sabah Harre’ye onun gelişini bekleyerek çıkıyorlar ve güneşin sıcağı şiddetleninceye kadar orada oturduktan sonra evlerine geri dönüyorlardı.
İbn Sa’d’ın zikrettiği rivayette şöyle denilmektedir: “Güneş onları yaktı mı evlerine geri dönerlerdi.”
Hakim’in rivayetinde: “Öğle sıcağı kendilerini rahatsız edinceye kadar onu bekliyorlardı” demektedir.
Yine İmam Buhârî, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘in Ensar tarafından Medine’de nasıl karşılandığını anlatmaktadır. Enes Radıyallahu anh‘dan şöyle dediğini rivayet ediyor: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem Harre’nin yan tarafında konakladı. Sonra ensara haber gönderdi, onlar da Allah’ın Peygamberi ile Ebu Bekir’in yanına geldiler. Onlara selam verdiler ve: “İkiniz de emniyet içerisinde ve size itaat edilenler olarak bineklerinize bininiz.”
Bunun üzerine Allah’ın Peygamberi ve Ebu Bekir bineklerine bindi, silahlılar etraflarını kuşattı. Medine’de: Allah’ın Peygamberi geldi, Allah’ın Peygamberi geldi denildi. Bulundukları yerden bakıp: “Allah’ın Peygamberi geldi” diyorlardı. O da Ebu Eyyub Radıyallahu anh‘ın evine yakın bir yerde konaklayıncaya kadar yoluna devam etti.
İmam Ahmed’in, bize Enes Radıyallahu anh‘dan rivayet ettiğine göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Ebu Bekir es-Sıddik Radıyallahu anh‘i karşılayanlar, ensardan beşyüz kadar kişi idiler. Onların yanına varınca ensar: “İkiniz de emniyet altında ve size itaat edilenler olarak yürüyünüz” dediler.
Aynı şekilde yine İmam Ahmed Medine halkının şerefli Rasûlünü nasıl karşıladıklarını Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh‘ın anlatımıyla şöylece nakletmektedir:
“Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem -ben de onunla birlikte- devam ettik. Nihayet Medine’ye geldik. İnsanlar onu karşıladı. Yola ve damlara çıktılar. Hizmetçiler ve çocuklar yolda hızlıca koşarak: “Allahuekber! Rasûlullah geldi! Muhammed geldi!” diyorlardı. (Ebu Bekir Radıyallahu anh) dedi ki: Herkes Allah Rasûlü hangilerine misafir olacak diye birbirleriyle çekişiyorlardı…
Enes b. Malik Radıyallahu anh bu mübarek günde gördüklerini şu sözleriyle dile getirmektedir: “Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile Ebu Bekir’in Medine’ye girdikleri günden daha nurlu ve daha güzel hiçbir gün asla görmedim.”
el-Berâ b. Âzib Radıyallahu anh da Medinelilerin Rasûl-i Ekrem’in yanlarına gelişleri dolayısıyla duydukları sevinci şöylece dile getirmektedir:
“Medinelilerin Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem dolayısıyla duydukları sevinci başka hiçbir sebep dolayısıyla duyduklarını görmedim.”
3. Ensarın Nebi Sallallahu aleyhi vesellem‘in Arkadaşlığından Mahrum Kalmaktan Korkmaları
Yüce Allah ensarı Allah Rasûlüne kendi yurtlarında sahabi olmakla şereflendirdikten sonra, bu pek büyük nimet ve pek üstün şereften mahrum kalırlar korkusuyla onu çokça sakınır ve esirgerlerdi. Buna delillerden birisi de İmam Muslim’in Ebu Hureyre Radıyallahu anh‘dan Mekke’nin fethini zikrederken şöyle dediğine dair rivayetidir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem yoluna devam etti ve nihayet Mekke’ye vardı. ez-Zübeyr Radıyallahu anh‘ı iki cenahtan birisine kumandan olarak gönderdi. Halid Radıyallahu anh‘ı da diğer cenaha kumandan gönderdi. Ebu Ubeyde Radıyallahu anh‘ı ise zırhları olmayan birliğin kumandanı olarak göndermişti. Vadinin iç tarafından ilerlediler. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem de bir birlikteydi.
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki: Baktı ve beni gördü. Ebu Hureyre, dedi. Ben: Buyur ey Allah’ın Rasûlü dedim. Peygamber: “Bana ensardan olmayan kimse gelmesin” dedi. Sonra da: “Safa’da sizinle görüşmek üzere (geliniz)” diye buyurdu
(Ebu Hureyre devamla) dedi ki: Biz de yola koyulduk. Bizden herhangi bir kimse birisini öldürmek isterse mutlaka öldürürdü. Onlardan hiçbir kimse bize karşı hiçbir şey yapamazdı. (Ebu Hureyre) dedi ki: Ebu Süfyan gelip: Ey Allah’ın Rasûlü Kureyşlilerin bütün yeşillikleri mübah görüldü. Artık bugünden sonra Kureyş olmayacaktır.
Daha sonra: “Kim bir Kureyşlinin evine girerse o emniyet altındadır” dedi.
Ensar dedi ki: Artık Rasûlullah kendi şehrine rağbet edecek ve kendi aşiretine şefkat ve merhamette bulunacaktır.
Ebu Hureyre Radıyallahu anh dedi ki: Derken vahiy geldi. Vahiy gelmesi sona erince Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem: “Ey ensar topluluğu” diye buyurdu. Onlar: Buyur, ey Allah’ın Rasûlü, dediler. Peygamber: “Artık bu adam kendi şehrine rağbet edecektir” dediniz. Ensar: Evet böyle oldu, dediler.
Peygamber buyurdu ki: “Asla! Şüphesiz ki ben Allah’ın kulu ve Rasûlüyüm. Allah’a ve sizin diyarınıza hicret ettim. (Benim için) hayat sizin hayatınız, ölüm de sizin ölümünüzdür.”
Ağlayarak ve şöyle diyerek ona yöneldiler: Allah’a yemin ederiz. Söylediğimiz o sözleri sadece Allah’ı ve Rasûlünü kaybetmek istemeyişimizden dolayı söyledik.
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: “Gerçekten Allah da, Rasûlü de sizin doğru söylediğinizi biliyor ve sizin mazeretinizi kabul ediyor.”
İmam Nevevî hadisi açıklarken şunları söylemektedir: “Onlar Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem‘in Mekkelilere karşı şefkatini ve onları öldürmekten uzak kalmasını görünce, artık onun tekrar Mekke’de kalacağını ve sürekli orada ikamet edeceğini, yanlarından ayrılıp Medine’yi terkedeceğini sandılar. Bu ise onlara çok ağır geldi. Yüce Allah Peygamberine vahyetti, O da bu hususu onlara bildirdi ve onlara şu anlamdaki sözler söyledi:
“Ben, Allah için ve sizin diyarınıza orayı vatan edinmek için hicret ettim. Yüce Allah için yaptığım hicretimden geri dönmeyeceğim ve orayı terketmeyeceğim. Aksine ben sizinle birlikte kalacağım. Hayatım sizin hayatınız, ölümüm sizin ölümünüzdür. Yani ben ancak sizin yanınızda yaşayacağım ve ancak sizin yanınızda öleceğim.”
Allah Rasûlü onlara bu sözleri söyleyince ağladılar, özür dilediler ve: Allah’a yemin olsun ki biz, az önceki sözlerimizi sadece sana olan düşkünlüğümüz, senin arkadaşlığını arzulayışımız ve senden faydalanalım, senin bereketinden yararlanalım, bizi dosdoğru yola iletesin diye ve yanımızda kalmayı sürdürmen için söyledik. Çünkü yüce Allah: “Ve şüphesiz ki sen dosdoğru yola iletirsin.“ (eş-Şura, 42/52) diye buyurmuştur.
İşte onların: “Bizim söylediğimiz sözler sadece seni sakındığımız ve esirgediğimizdendi” şeklindeki sözlerinin anlamı budur. Yani bizler senin bizden ayrılmanı ve bizden başkalarının arasında kalmanı istemedik, bu hususta kıskançlık ettik.
Onların ağlamalarının sebebi ise, onlara söyledikleri ve ona kendisinden utanılacak şeylerin haklarında kendisine bildirilmiş olmasından korkmalarıdır.
4. Bir Sahabinin Cennette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘i Görememekten Korkması
Sevgisinde gerçekten samimi olan birisini daha görüyoruz. Bu kişi kendisinin ve sevgili Rasûl-i Ekrem’in -Rabbimin salât ve selâmları üzerine olsun- ölümünü hatırlıyor, kendisi de cennete girecek olsa dahi, Allah Rasûlünün diğer peygamberlerle birlikte olacağından mertebesinin yüksekliği dolayısıyla onun güzel yüzünü cennette görememekten korkuyor.
İmam Taberânî bu sevenin kıssasını Ebu Bekir es-Sıddîk’in kızı Âişe-i Sıddika Radıyallahu anhumâ‘dan şu sözleriyle rivayet etmektedir.
Bir adam Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem‘e gelip:
“Ey Allah’ın Rasûlü dedi. Şüphesiz ki sen benim için kendi öz canımdan da sevgilisin. Şüphesiz ki sen benim için çocuklarımdan daha sevgilisin. Ben evde bulunurken seni hatırlıyorum, gelip seni görmeden edemiyorum. Benim de öleceğimi, senin de öleceğini hatırlayınca biliyorum ki sen cennete gireceğin vakit, diğer peygamberlerle birlikte yükseklerdesin. Ben ise cennete girecek olsam dahi, seni görmeyeceğimden korkuyorum.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem ona cevap vermedi. Nihayet Cebrail Aleyhisselam: “Kim Allah’a ve Rasûle itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddiklar, şehidler ve salihlerle birliktedirler…” (en-Nisa, 4/69) âyetini indirdi.”
5. Rabia Radıyallahu Anh‘ın Cennette Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem İle Arkadaş Olmayı İstemesi
Sevgili Nebimize samimi bir şekilde sevgi besleyen birisi Ondan birşeyler isteme fırsatını yakaladı. Bu kişi Eslemli Rabia b. Kâ’b Radıyallahu anh‘dı. İsteği neydi? İmam Muslim bize onun kıssasını kendisinden şu sözleriyle anlatmaktadır: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte gece kalırdım. Ona abdest suyunu getirir, ihtiyaçlarını karşılardım. Bir gün bana: “İste” dedi. Ben ona cennette sana arkadaş olmayı istiyorum, dedim. Peygamber “yahut başka bir şey iste” dediyse de ben: İstediğim budur dedim. Şöyle buyurdu: “O halde çokça secde etmekle, bana yardımcı ol” diye buyurdu.
İşte samimi olarak seven bir kimse! Bir şeyler istemek fırsatını yakaladı mı, birinci defasında da, ikincisinde de onunla arkadaşlıktan başka bir şeyi seçmemekte tereddüt göstermez. Hatta onun yerine başka bir şey istemek hatırına bile gelmez.
6. Ensarın Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘i Koyun Ve Deve Sürülerine Tercih Etmeleri
Böyle bir tercihte bulunmakta Eslemli Rabia b. Ka’b Radıyallahu anh yalnız başına değildi. Aksine Muhammed Mustafa’yı gerçek anlamıyla sevenlerin hepsi böyleydi. Huneyn gazvesinde ensar Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem‘in birlikteliği ile koyun ve deve sürüleri arasında seçim yapmakta serbest bırakıldılar. Onlar insanların dünya metâını alarak dönmelerine, kendileri de yüce Peygamber ile birlikte evlerine gitmeye razı oldular. Sünnet ve sîret kitapları bu olayı bize tafsilâtlı bir şekilde anlatmaktadır.
İmam Buhârî, Abdullah b. Zeyd b. Âsım Radıyallahu anh‘dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Yüce Allah Rasûlüne (Allah’ın salât ve selâmı ona) Huneyn günü ganimet ihsan edince ganimeti, insanlar arasında kalpleri İslâma ısındırılacaklara paylaştırdı, ensara bir şey vermedi. İnsanlara isabet eden kendilerine düşmediğinden ötürü sanki içten içe rahatsız oldular. Bu sebeple Peygamber onlara hitapta bulunarak şöyle buyurdu:
“Ey ensar topluluğu! Ben sizleri sapık buldum da Allah benimle size hidayet vermedi mi? Sizler darmadağınık iken Allah benimle kalplerinizi birbirinize kaynaştırmadı mı? Sizler fakir ve yoksulken Allah benimle sizi zengin etmedi mi?”
Peygamber her ne dediyse onlar da: Allah ve Rasûlünün üzerimizdeki minneti çok daha fazladırdediler. Bu sefer (Peygamber) şöyle buyurdu:
“İsteseydiniz sen bize şöyle şöyle geldin… diyebilirdiniz”
Peki insanlar koyunları ve develeri alıp giderken sizler Rasûlullah ile birlikte evlerinize geri dönmeye razı olmaz mısınız?
Eğer hicret olmasaydı ben ensardan bir kişi olurdum ve eğer insanlar bir vadiden yahut bir yoldan gidecek olurlarsa, elbette ki ben de ensarın gittiği vadiden ve yoldan giderim. Ensar iç elbisedir, sair insanlar ise dış elbisedir. Sizler benden sonra bencilliklerle karşılaşacaksınız. Havz’ın etrafında benimle karşılaşıncaya kadar sabrediniz.”
Ebu Saîd Radıyallahu anh‘ın hadisinde şu fazlalık vardır: “Allah’ım ensara, ensarın oğullarına, ensarın oğullarının oğullarına rahmet buyur.”
Ebu Said dedi ki: Sakalları ıslanıncaya kadar hepsi ağladı ve: Kısmet ve nasip olarak Rasûlullah’ın birlikteliğine razıyız, dediler.
İmam İbnu’l-Kayyim diyor ki: Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem onlara yaptığı uygulamada farkına varamadıkları hikmeti onlara açıklayınca, itaatla boyun eğerek sözlerinden geri döndüler ve en büyük ganimetin onların paylarına düşen Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem ile birlikte geri dönmek olduğunu anladılar. Böylelikle koyun, deve, kadın ve çocuk esirler almamak karşılığında elde ettikleri pek büyük mükâfat ve hayattayken de, ölümünden sonra da Rasûl-i Ekrem’in komşuluğuna nail olarak teselli buldular.”
7. Ömer El-Faruk’un Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘e Yakın Yerde Defnedilme Arzusu
Gerçekten samimi; bir başka seveni görüyoruz. O Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh‘dır. Ölümlü dünyadan kalıcılık yurduna göç ederken onun için en önemli iş Muhammed Mustafa’ya yakın, ona komşu olarak defnedilmektir.
İmam Buhârî’nin, Amr b. Meymûn’dan naklettiğine göre Ömer b. el-Hattab Radıyallahu anh dedi ki:
“Ey Ömer’in oğlu Abdullah! Mü’minlerin annesi Âişe Radıyallahu anha‘ya git ve Ömer’in sana selâmı var, de fakat mü’minlerin emiri deme. Çünkü bugün ben mü’minlerin emiri değilim ve de ki: “Ömer b. el-Hattab iki arkadaşıyla birlikte defnedilmek için izin istiyor.”
Abdullah selam verdi, izin istedi, sonra da Âişe Radıyallahu anhâ‘nın yanına girdi. Onu oturmuş ağlıyor gördü. Dedi ki: “Ömer b. el-Hattab’ın sana selamı var. İki arkadaşıyla birlikte defnedilmek için senden izin istiyor.”
Âişe Radıyallahu anhâ dedi ki: “Ben onu kendim için istiyordum. Fakat andolsun ki, bugün onu kendime tercih edeceğim.”
Abdullah geri dönünce: İşte Ömer’in oğlu Abdullah geliyor, dediler.
Ömer: Beni kaldırın, dedi.
Bir adam onu kendisine yaslayarak kaldırdı. Ömer: Ne haber? diye sordu. Abdullah: Arzu ettiğin oldu ey mü’minlerin emiri, izin verdi, diye cevap verdi.
Ömer şöyle dedi: Allah’a hamdolsun. Benim için bundan daha önemli bir şey yoktu. Benim işim bitince beni taşıyıp götür. Sonra Âişe’ye selâm ver ve de ki: Ömer b. el-Hattab izin istiyor. Şayet benim için izin verirse beni oraya girdiriniz. Eğer beni kabul etmezse, siz de beni müslümanların kabristanına geri götürünüz.
8. Ebu Bekir Es-Sıddîk’in Nebi Sallallahu Aleyhi Vesellem‘in Ayrılma Vaktinin Yaklaştığını Anlayınca Ağlaması
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘i samimi olarak seven Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh‘ın O’nun sözlerinden artık ecelinin yaklaştığı sonucunu çıkarınca kendisini tutamayarak ağlamaya başladığını görüyoruz.
İmam Buhârî onun bu kıssasını Ebu Said el-Hudrî Radıyallahu anh‘ın şu sözleriyle bizlere rivayet etmektedir:
“Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem insanlara bir konuşma yaptı ve şöyle dedi: “Allah bir kulunu dünya ile nezdindekiler arasından birisini tercih etmekte serbest bıraktı. O kul da Allah’ın nezdinde bulunanları seçti.” (Ebu Said) dedi ki: Bunun üzerine Ebu Bekir Radıyallahu anh ağladı. Bizler Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘in seçimde serbest bırakılan bir kula dair haber vermesinden ötürü onun ağlamasına hayret ettik. Meğer seçmekte serbest bırakılan kişi Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem imiş ve meğer Ebu Bekir Radıyallahu anh bizim en bilgilimiz imiş.”
Muaviye b. Ebi Süfyan Radıyallahu anh‘dan gelen bir başka rivayette şöyle demektedir: “Bunu Ebu Bekir Radıyallahu anh‘dan başkası anlamadı. Bunun üzerine ağladı ve: Babalarımız, annelerimiz, evlatlarımız sana fedâ olsun dedi.
9- Ebu Bekir Es-Sıddîk’in Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘i Vefatından Sonra Hatırladığında Ağlaması
Yine Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh‘ı Rasûl-i Ekrem’i Rabbinin rahmetine intikal etmesinden sonra hatırladıkça ağladığını görüyoruz. Buna tanıklık eden delillerden birisi İmam Ahmed’in, Ebu Hureyre Radıyallahu anh‘ın şöyle dediğine dair rivayetidir: Ben Ebu Bekir es-Sıddîk Radıyallahu anh‘ı bu minber üzerinde şöyle derken dinledim: Ben Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘i geçen sene bugün gibi… dinledim dedi, sonra da Ebu Bekir’in gözleri yaşardı ve ağlamaya başladı.
Daha sonra dedi ki: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘i şöyle buyururken dinledim: “İhlâs (tevhid) kelimesinden sonra size âfiyet gibi bir şey verilmiş değildir. Bu sebeple Allah’tan afiyeti dileyiniz.”
Bir başka rivayette şöyle denilmektedir: Gözyaşları onu üç defa konuşturtmadı. Sonra dedi ki… diye hadisin geri kalan bölümünü zikretti.
10. Ebu Bekir Es-Sıddîk’in Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem‘e Çabuk Kavuşma İsteği
Buna delalet eden hususlardan birisi de İmam Ahmed’in, Âişe Radıyallahu anhâ‘dan şöyle dediğine dair rivayetidir: Ebu Bekir Radıyallahu anh‘ın ölüm vakti yaklaştığında: Bugün ne günüdür? diye sordu. Vefatında bulunanlar pazartesi günü dediler. Şöyle dedi: “Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyiniz. Şüphesiz benim en sevdiğim gün ve gece Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘e en yakın olacağım gün ve gecedir.”
Allahuekber! Gün ve gecelerin sevgisi Allah Rasûlü Muhammed Mustafa’ya yakınlıklarına göre tespit ediliyor.
İşte Nebi Sallallahu aleyhi vesellem‘i gerçekten sevenler sevgilerinde, onu görmeye şevklerinde, onun arkadaşlığını isteyişlerinde, onu görmekten ötürü sevinmelerinde, onunla birliktelikleri dolayısıyla neşelenmelerinde, onun arkadaşlığını herşeye tercih etmelerinde, onu kaybetmekten korkmalarında, ondan ayrılmaktan ötürü ağlayışlarında, böyle idiler.
Ya biz nasılız? Biz daha başka şeyler de sevip bu sevginin yerine onları oturtmadık mı? Bizim çoğumuz -Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem‘i sevmek iddialarına rağmen- bu başka şeyleri görmek ya da dinlemek için pekçok malı ve vakti feda edebilmekte, bunları izlemek uğrunda Allah’ın ve insanların birçok hakkını zayi etmektedir. Bunları görmekten ötürü sevinmekte, pek az bir şeyi dahi kaçıracak olurlarsa, üzülüp kederlenmektedirler. Bunlar sevdiklerinin bir kısmının yerin dibine geçirilmeye ve o şeyleri sevenlerin bazılarının domuzlara ve maymunlara dönüştürülmeye sebep olabileceğini unuttular yahut unutmuş görünüyorlar.
Nitekim hevâdan konuşmayan yüce Peygamber de bunu haber vermektedir. İmam İbn Mâce, Ebu Malik el-Eş’arî Radıyallahu anh‘dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:
“Şüphesiz ümmetimden birtakım insanlar içki içecekler ve ona kendi isminden başka isimler verecekler. Tepeleri üzerinde çalgı aletleri çalınacaktır. Yerin dibine geçirilecekler ve onlardan maymunlar ve domuzlar yaratılacaktır.”
Bizim durumumuz bu iken, acaba “Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem‘i bütün insanlardan ve herşeyden daha çok seviyoruz” sözümüz doğru kabul edilebilir mi? Yahutta bu gizliyi de, açığı da bilen Allah nezdinde bize bir fayda sağlayabilir mi?