YÜREKLERİ BULUTLARA UZANANLARA
Nefes nefese kalmıştı tepenin ardından geçerken. Yeşil çimenleriyle ve kenarında akan deresiyle, insanı kendine hayran bırakan ‘Zorlu Tepe’nin eteğinde biraz dinlendi. Her gün yeni bir umutla tırmanıyordu bu tepeyi. Dünyada olup biten olaylar öylesine sızlatıyordu ki vicdanını, aldırmıyordu yorgunluğa. Her gün ruhunu dinlendirdiği bu tepede varsayımlar yapıyor, dünyayı değiştirmenin planlarını kuruyordu kafasında. Fakat o gün başkaydı. Çünkü, dinlendiği sırada normal günlerde olmayan bir şey olmuştu. Küçük bir kız çocuğu gülümseyerek yanına gelmiş ve hiç konuşmadan bir tohum bırakmıştı avucuna. Biraz şaşkın baktı kıza, hala gülümsüyordu. Sanki bir umut gizlenmişti kızın gülüşüne. Geldiği gibi sessiz uzaklaşırken hala gülümsüyordu. O da gülümsedi kıza ‘’her şey çok güzel olacak ‘’ diye geçirdi içinden ve kalktı, oturup kaldığı yerden.
‘Zorlu Tepe’nin zirvesindeydi şimdi. Kupkuru toprağına rağmen, aşağıdan bakıldığında çok asil duruyor, sanki dünyalara meydan okuyordu bu tepe. Her şey durmuştu şimdi. Ağaç yaprakları sallanmıyor, tepenin ardındaki dere çağlamıyordu. Her şey sus pus olmuştu. Dünya meselelerini tartışıyordu ‘Zorlu Tepe’yle. Çözümler bulmaya çalışıyordu sürekli. Dünyayı değiştirmeyi koymuştu kafasına bir kere. Fakat nasıl olacaktı bu?
Aklına bir şey gelmiş gibi; yüksek sesle ‘umut’ dedi, ‘umudu yeşertmeliyim. ‘ elindeki tohuma baktı. Yüzünde bir gülümseme belirmişti. Ayağının altındaki toprağı bir sopa yardımıyla kazarken hala gülümsüyordu. Tohumu sevgiyle bıraktı toprağa. Kırbasındaki son suyu tohumun üzerine dökerken dünyayı kurtaracağına inanmıştı kalbi. Beklemeye başladı. Vakit geçmek bilmiyordu. Tepeye vuran güneş, kemiklerini ısıtmış uykusunu getirmişti. Fakat uyumamak için direniyordu. Çünkü biliyordu ‘sadece sabırsız bekleyenler uyurlardı.’ Akşam olmak üzereydi biraz su almak için ayrıldı tepeden.
Geri döndüğünde dalları, çiçekleri bulutlara uzanan bir gül ağacıyla karşılaştı. Mutluluğu gözlerinin tebessüm etmesinden anlaşılıyordu. Suyu yere bıraktı ve hızla yaklaştı gül ağacına. Bu gül sayesinde bulutlara çıkacak, dünyadaki problemlere yüksekten bakacak ve çözümler bulacaktı.
En yüksekte olanların her şeyi daha iyi bildiği, yeni fikirlerle dünyaları değiştirdiği öğretilmişti ona. O da şimdi en yükseğe çıkacak ve bütün problemleri en yüce fikirlerle çözüme kavuşturacaktı.
Hızlı ve heyecanlı tuttu ilk dalı. Fakat aynı hızla geri çekti elini. Gülün dikenleri fena halde yakmıştı canını. Düşündü ve hemen kavradı olayı. Tabi ya hedefe ulaşmak için bedel ödenmeliydi. Acı çekilmeli, hatta bu uğurda ölünmeliydi. Dünyayı değiştirmek bedel isterdi. Acıya aldırmadan tırmandı gül ağacına. En tepeye çıktığında kanlar akıyordu her yerinden. Hızla çıktı bir bulutun üstüne ve umutla baktı dünyaya.
Çok tuhaftı yüksekten bakıldığında her şey, herkes çok küçük görünüyordu. Acılar bile..şimdi anlıyordu yükseklerde duran onlarca insanın, neden dünyayı değiştiremediğini. Büyük sözler söyleyenler, aslında gerçek boyutunu görmüyorlardı hiçbir şeyin. O yüzden bu kadar rahat konuşuyorlardı ve çabuk pes ediyorlardı. Dünyalar yıkıp dünyalar kuruyorlardı. Fakat hangi dünyadan bahsettiklerinden habersizlerdi. Şimdi anlaşılıyordu her şey. Dünyayı değiştirmek için yükseklere çıkmak gerekmiyordu aslında ve sadece yüksektekiler de değiştirmiyordu dünyayı. Aksine en alçakta, tam da problemin olduğu yerde olmalı ve anlamalıydı insanları. Zira dünyada hareketi sağlayanlar insanlardı. Dünya insanların etrafında dönüyordu. Bu sebeple, dünyayı değiştirmeye insandan başlamalıydı. İnsan değiştiğinde dünya kendiliğinden değişecekti.
Gül ağacını keserken düşen en küçük goncayı aldı ve çantasına koydu. Bedeni yükseldikçe ruhu alçalıyordu insanın. Kendinden başka herkes küçülüyordu gözünde. Yükseklerin cazibesine kapılan kişi, artık dünyayı değil, sadece yüksekliğini korumayı düşünüyor ve bunun için sahte çözümler üretmekten başka bir şey yapmıyordu. Yüksekler güzeldi. Onu da cezbetmişti yüksekten bakmak. Bu cazibeye kapılmamak için yok etmişti hemen, bulutlardan dünyayı gösteren dikenli gül ağacını.
Şimdi gül goncası elinde, mücadelenin ortasındaki küçük pencereli evine dönüyordu. Bir daha dönememenin verdiği hüzünle baktı tepeye ve yıkılmış kocaman gövdesiyle ihtişamlı tepeyi kaplamış gül ağacına. Mırıldandı; ‘’devrimler dünyaya bulutlardan bakan adamların eliyle değil, yürekleri bulutlara uzanan heyecanlı eller sayesinde olacak’’
Ellerine baktı ve yürüdü…